10-12 Eylül Yedigöller Gezisi
Merhaba arkadaşlar. Önümüzdeki ayın gezisi olarak Yedigöller belirlenmiştir. Oldukça keyifli, romantik, bol bol fotoğraf çekebileceğimiz bir gezi olacağını düşünüyorum. Gezinin yol kaptanı Faik Nigiz’dir. detaylar
Yedigöller Gezimiz
Arkadaşlar Yedigölleri gezimiz ile ilgili bir kaç şey söylemek isterim.
Sabah 6,30 maltepe sahilden cıktık. Geziye gitmek için harika bir saat diyebilirim. Son iki gezimde de bu saatlerde yola cıktım, gayet uygun ve bol zaman bırakıyor uykudan gitse bile. Neyse 3 silahşörler olarak çıktık sabahın köründe, faik amcam eski izmit yolunu kullanalım, çok romantiktir dedi. Abanta kadar cok romantiktikti ama ondan sonra bendeki romantiklik gitti, herhalde mevsim itibari ile fazla bir manzaraya denk gelemedim ondandır belki. Sonra faik amcamın motorunu aldım abanttan cıktıktan sonra ver bakim dedim şu aygırı bir deneyelim kükrediği kadar varmı diyerek aldım motoru .vitesli motorun tadı başka gerçekten o gaz yemesi, o uzaması çok güzel. ama ondan sonra benim motora bindim oyuncak gibi geldi. bir o kadarda rahat. dedim şimdilik vitesli motor dursun 40 tan sonra alırız dedim. detaylar
10-12 Ekim Yedigöller Gezimiz
Her motorcunun gitmek için plan yapması gereken muhtesem doğası olan bir yer. Çok yanınında değilseniz günübirlik gidilmez. Mutlaka kalınmalı o atmosfer yaşanmalıdır. Ormann içerisinde olduğu için telefon çekmiyor ve birşeyler almak isterseniz yakınlarda herhangi bir şey yok, tedarikli gitmek gerek. Orman bakanlığının 4-5 kişilik bungalov evleri var, Ankara’dan rezervasyon ile kalınabiliyor. Bir dağ evinde fazla konfor aramazsanız son derece keyifli zaman geçirebilirsiniz.
Erdoğan’ın Objektifinden Yedigöller:
Yedigöller
Nasıl gidilir : Bolu’dan veya Mengen üzerinden gidebilirsiniz. Anayoldan sonra 40 km den fazla ve oldukça bozuk bir yoldan gideceğinizi belirtelim.
Renklerin şarkısı var mıdır?
Varsa, doğa en güzel nerede, ne zaman söyler bu şarkıyı?
Bu soruların yanıtını bulmak için Ekim ayının on beşinden sonrası ile Kasım ayının ilk haftası arasında bir gün Yedigöller’e gitmelisiniz. Orada sizi sarının, kahverenginin, siyahın, kızılın ve yeşilin bayramı beklemektedir. Bu nedenle yola geceyarısından sonra çıkıp, en azından sabahı, Bolu ile göller arasında kalan yolda karşılamalısınız. Bolu’nun içinden Yedigöller’e dönen 42 kilometrelik yol, eğer birkaç gün önce yağmur veya kar yağmışsa, aracınıza kafa tutabilir! Ama hava iyiyse, güneşi gecenin koynundan çıkarıp şafağın yorganıyla size gösterecektir. İşte o zaman, aracınızı başkası sürüyorsa, arabadan inin ve onu göllere doğru uğurlayın. Bu belki de, yaşamınızda verdiğiniz en doğru kararlardan biri olacaktır. Çünkü, Yedigöller’de ve yöresinde ışık, sonbaharda sarışın şarkılar söyler. Göllere on kilometre kala başlayacağınız bir yürüyüş, sizi yoracaktır elbette ama, kentlerin yok ettiği doğanın coşkusunu ve yaşam sevincini içinize yeniden dolduracaktır. Yedigöller’in sonbaharda görkemli bir renk şölenine dönüşmesi öncelikle bu yolda başlar. Aksöğütlerin, alıçların, karaçamların, kayınların, üvezlerin, göknarların üzerindeki sis yorganı bazen öğlene kadar uzaktan uzağa sizi izler. Yolun başlangıcındaki ağaçların kimi zaman yapraklarını dökmüş olması moralinizi bozmasın, çünkü aşağılara indikçe korunaklı tepelerin arasında ağaçların gündüz görülen fener alaylarına dönüştüğünü göreceksiniz.
Kapankaya’nın sessiz cenneti
Göllere gelmeden önce, Kapankaya’ya çıkmalısınız. Pek de büyük olmayan tabelasını yolun solunda göreceksiniz. Kapankaya, önce tahta merdivenleri, sonra küçük bir patikayı adımlayarak çıkacağınız; çıktığınız zaman da manzara karşısında hayretle ıslık çalacağınız bir görüntü sunar size. Yüzbinlerce ağacın yanyana gelerek yarattığı sessiz cennet, ayaklarınızın ucundan başlar gibidir ve siz, onların arasına saklanmış gölleri görebilmek için ilk şaşkınlığınızı üzerinizden atmak zorundasınızdır. Kapankaya’da en azından yarım saat oturun ve yeryüzünün yüreğinizdeki bulutları dağıtışını duyumsayın. Bu bile, Yedigöller’e gitmek için başlı başına bir gerekçedir.
Kapankaya’dan sonraki durağınız, neredeyse altı yüzyılı zamanın sepetine doldurmuş olan anıt çamdır. Yolun hemen sağındaki bir tabela ona ulaşacağınız dar yolu size gösterecektir. Tırmanırsanız, toprağın ve kökün birbirine böylesine sarıldığı bir yaşam tanıklığı, otuz metreyi aşan yüksekliği ve grimsi rengiyle karşınıza çıkacaktır. Ona sevgiyle bakın ve dokunun. Sizi tanıyacaktır. Aslında, Yedigöller bütün güzelliği, doğal dokusu ve kendiliğindenliği ile yitirmekte olduğumuz şeylerin neler olduğunu anlatır bize ve içimizi acıtır.
Göllere varan yolda, geniş görüş perspektifiyle bir de tahtadan yapılmış balkon vardır! Toprak yolun hemen solundadır ve üzerinden aşağıya baktığınızda, eğer yapraklarda kızıl rengin hükümdarlığı zamanıysa, hemen altınızda büyük bir yangın olduğu duygusuna kapılırsınız. Bana soracak olursanız, Yedigöllerin sesi olsaydı eğer, bu ses sonbaharda yanan bir kemanın çıkardığı ses olurdu.

Ve göller…
Bir yılan gibi kıvrılarak aşağıya inen yolu izlemeye devam ederseniz, birkaç kilometre sonra göllere varırsınız. Orman Bakanlığı görevlilerinin bekleme kulübelerini geçtikten hemen sonra, solda İncegöl’ü göreceksiniz. Fotoğrafçılar için büyüleyici yansıma görüntüleri veren bu gölün ardında, Sazlıgöl gizlenir. Çevresinde hoş bir patika vardır ve mantarların boy gösterdiği günlerde burada fotoğraf meraklılarının gözlerini dört açmaları gerekir. İki gölün arasındaki yaprak yığınları ve yumuşak ışık, içinde renkler oynaşan küçük havuzla birlikte, güzel bir fotoğraf için çağrıdır. Sonraki göl olan Nazlıgöl’de yapraklara vuran ters ışığı, hemen ardındaki Küçükgöl’ün yanında da çağlayanı fotoğraflayabilirsiniz. Buralar, sonbaharda bir yaprak denizidir. Sonra, Orman Bakanlığı’nın hazırladığı piknik alanlarında mola verebilir, yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri yiyebilirsiniz. Yedigöller çevresinde, küçük bir alabalık üretme çiftliği dışında yiyecek sağlayabileceğiniz hiçbir yer yoktur. Bu nedenle aç kalmamak için önceden hazırlıklı olmalısınız!
Deringöl’ün çevresini dolaştıktan sonra, ışığın su içmeye indiği Büyük Göl’e varırsınız ki, bu iki göl birer yansıma başyapıtıdır. İzlenimci bir ressam, tuvalini gölün kıyısına koyup renklerle oynamaya kalksa, Yedigöller’deki yansımalarla yarışamaz.
İyice yorulduğunuzu biliyorum ama, kendinizi dünyanın yedi harikasını geziyor olarak kabul edin ve Seringöl’le gezinizi tamamlayın. Dinlenmek için yeriniz de hazırdır: Büyük Göl’ün üzerine yapılmış ahşap iskele sizi bekliyor. Akşam üzeri, gölün bir toplardamar gibi ışınları alıp ebruya dönüştürdüğü saatler, sıçrayan alabalıkları görebilir, bu yitip gitmemiş güzellikleri korumanın yollarını düşünmeye başlarsınız.
Her mevsim güzel
Yedigöller, yalnızca sonbaharda güzel değildir. Diğer mevsimlerde de kendine özgü görüntülerini gözbebeğinize ve belleğinize cömertçe sunar. Bahar aylarında kuşlar kendilerini mükemmel bir yerleşim alanı olan yöreye gelirler ve ormanları cıvıltılarla doldururlar. Ağaçbilimciler için Yedigöller, ders kitabı gibidir. Ancak Aralık ve Nisan ayları arasında, yağmur ve kar toprak yolu bozar ve ulaşımı olanaksız duruma getirir. Her şeye rağmen, jiple gitmeyi deneriz diyorsanız, bunu yapmadan önce traktör yardımı alabileceğiniz köylüleri ya da orman bekçilerini haberdar etmeniz yararlı olur. Çadır kuracaklar içinse Yedigöller, masalsı geceler yaratır. Samanyolunun yıldızlarını görücüye çıkardığı geceler, yıldızların göllere yansıyan yüzü, sizi ışıltılar içinde bırakır. Siz, doğanın böylesine güzel bir resminin bir köşesinde yer aldığınız için mutluluk duyarsınız.
ULAŞIM
Yedigöller’e gitmeden önce yanınıza almanız gerekenler var. Aracınızın bakımını güzelce yaptırın ve tüm eksikliklerini giderin. Varsa çadır ve uyku tulumunuzu alın. Ateş yakmak için kibrit veya çakmak,mangal kömürü ve diğer piknik malzemelerinizi alın.İlkyardım çantanız mutlaka olsun.Ne olur ne olmaz bir bölge haritası ve pusulada olsun yanınızda.
Yedigöller’ Bolu’dan giderseniz 42 kilometrelik bir yolunuz var. Yol yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Yeniçağa-Mengen üzerinden giderseniz 72 kilometre sürüyor. Bolu yolu daha kısa ve iyi. Fakat hava yağmurlu ve kötü ise Yeniçağa yolunu kullanmak daha iyi. Siz yine de Bolu’dan gidin. Orada yağmur yağarsa Mengen üzerinden gelirsiniz.
Bolu sanayi kavşağı olan dört yol ışıklarında kocaman bir Yedigöller tabelası var. Tabelayı görünce dönüp takip edin. Yolun hemen hemen her anında Yedigöller tabelalarını göreceksiniz. Bolu’dan kurtulunca köy yoluna gireceksiniz. Tabelalar yine karşınıza çıkacak. Yol inişli çıkışlı devam edecek. Uzun bir yoldan sonra tepeye çıkacaksınız. Ortada koca bir çeşme var. Durup dinlenin ve ilerideki tepedeki Türk Bayrağını izleyin. Burada artık yolunuz yarıya inmiş demektir. Yola devam ediyoruz. Tepeniz ardından artık inişe geçiyoruz. Sanki kuyuya iner gibi aşağıya iniyoruz.
Uzun inişlerden sonra Yedigöller’in giriş kapısına geliyoruz. Unutmayın yolda sabırlı olmanız gerekiyor. Gayet yavaş yavaş gelin. Kapıda ormancı selamlıyor sizi ve ücret alıyor.
Yedigöller havzası Bolu il sınırları içerisinde olup, Bolu’ya 42 km. uzaklıktadır. Milli Park’a Ankara İstanbul Karayolunun 152.km.sindeki Yeniçağa ve 190. km.sindeki Bolu ilinden kuzeye ayrılan yollarla ulaşmak mümkündür.
İstanbul’dan Yedigöller’e gitmenin en kolay yolu, ücretli otoyoldan bolu tüneli çıkışı Bolu (Batı) sağaından çıkıp Bolu şehir merkezi üzerinden valilik önünden U dönüşü yapıp, Boluüzerinde alışveriş yaparak girilen caddeyi takip etmektir. Yol boyunca yedigöller tabelaları sire rehberlik edecektir.
Ankara’dan gelenlerin ise otoyoldan Yeniçağa sapağından girip, Mengen üzerinden gitmeleri daha kolay
Mengen-Devrek yol ayrımından 48 km. uzaklıkta ve yolun yaklaşık yarısı asfalt diğer yarısı stabilize durumda. Yol çok kaliteli değil ama çok kötüde değil. Özellikle yağışın az olduğu aylarda pek problem olacağını sanmam. Ama yağışlı mevsimlerde belki problem yaratabilir (stabilize kısmı).
Aracınızın yakıt deposunu doldurabileceğiniz son istasyon, Bolu Dağı, Koru Motel yanı Petrol Ofisi olabilir.
Otobüs:
Öz Bolu Seyahat
Bolu: (0374) 215 11 91
İstanbul Esenler: (0212) 658 20 98
İstanbul Harem: (0216) 492 83 14
Üstün Erçelik
Bolu: (0374) 212 17 67
Ankara AŞTİ: (0312) 224 16 67
KONAKLAMA
Orman Müdürlüğü Bunglow Evleri:
0374 212 77 06
Bungalow evler haftasonu cuma ve cumartesi şeklinde blok kiranılıyor. Haftasonu gecelik fiyatı 180 TL. Hafta içi ise tek gecelik fiyatı 170 TL. Yine de fiyat ve rezervasyon için yukarıdaki numarayı aramanızda fayda var. Çift kişilik iki yatak ve mutfak gereçleri mevcut. 4 kişi rahatlıkla kalabilir.
AKLINIZDA BULUNSUN
Ana yoldan Yedigöller’e sapmadan önce yeterli benzininizin olup olmadığına bakın ve azsa doldurun. Çünkü, ne güzel ki, o sarışın yola benzin istasyonu yapılmamış!
Orman Bakanlığı’nın Yedigöller’deki konuk evlerinde kalmak isteyenler, Orman Genel Müdürlüğü’nün Bolu’daki telefonunu arayabilirler: 0374 215 3613. Ancak, altı adet konuk evine talebin yoğun olduğunu bilin, özellikle hafta sonları için!
Bolu’dan girip Yedigöller’e vardıktan sonra dönüşü aynı yoldan değil, tam aksine giderek Mengen üzerinden yapın. Yolunuz uzasa da, manzaralar bunu unutturacaktır.
YANINIZDA BULUNDURUN
Pratik tornavida ve anahtar seti
Lastik fitili
Yağmurluk Pantolon
Sweat shirt
Bilekleri saran yürüyüş botu. Sert ve tırtıklı taban tercih edilmelidir. Topuklu, kösele ve düz tabanlı ayakkabı giymeyin.
Yedek ayakkabı
Islanma ve Terlemeye karşı yedek çorap
Şapka
Karanlığa kalma ihtimaline karşı bir el feneri
1,5-2 litrelik pet şişe ile su.
Çakı
Küçük bir sırt çantası (yiyecek, su ve kişisel ihtiyaçlarınızı karşılamak için)
Fotoğraf Makinesi
Şarj Cihazı
Mp3 Player
Ateş (çakmak, kibrit vs.)
Kağıt Havlu, Peçete
Hafif, kolay kuruyan, rahat ve dar olmayan giyisiler giyin. Kot giymeyin.
Gece Bungalovlarda kalacaksanız:
Demlik poşet çay, nescafe, sıcak çikolata vs.
Şeker, Tuz, kekik, baharat, vs.
Süt, Kola, meşrubat vs.
Havlu, sabun, bulaşık detarjanı, sünger
Ateşte közlemek için patates, patlıcan, kestane vb.
Normal ekmek ve Sandviç ekmeği
Makarna, ton balık, mısır vb.
Ateşte pişirmek için Tavuk, et, balık vb.
Yağsız eski kuru kaşar şiş ile ateşte süper olur.
Bira, şarap, vb alkol türevleri,
Büskivi, çikolata vb.
Gece vakit geçirmek için oyun kağıtları
Ekmek vs kesmek için bıçak, çatal, kaşık
Kahve vs için Plastik mika bardak, tabak
Terlik veya rahat ev ayakkabısı
Düzce
Orta Anadolu’nun denize açılan kapısı…
Düzce`nin olduğu kadar, Anadolu`nun da denize açılan kapısı, Ankara`nın İstanbul`un ön bahçesi olarak anılan Akçakoca, turizm anlayışına Türkiye`de ilk hizmet veren yerlerin başında geliyor. Bu bölümde Düzce merkez ve çevresinde yer alan ilçelerin özelliklerini, sahip olduğu tarihi, dini değerleri, aktivite imkânlarını, doğal güzelliklerini geziyoruz.

Düzce’nin, Gölyaka, Cumayeri, Akçakoca, Yığılca, Gümüşova, Çilimli, Kaynaşlı olmak üzere 7 ilçesi ve bu sınırlar içinde sayısız gölleri, şelaleleri, yaylaları, mesire yerleri, şifalı kaplıcaları, sivil mimari birbirinden güzel yapıları, türbeleri bulunuyor. 1999 yılında il olan Düzce bir eli denizde, bir eli dağda, yaylada olan eşsiz güzellikte bir ilimiz. Geçirmiş olduğu deprem sonrası yeniden toparlanıp ayağa kalkan Düzce, bir tarafta kalıcı konutlarıyla modern kent anlayışının en güzel örneklerinden birini yansıtırken, diğer tarafta yöresel değerlerini de korumayı sürdürüyor.

Nasıl Gidilir?
İstanbul’dan özel araçla çıkanlar paralı yol ile rahat bir yolculuk sonrası, iki saat içinde Düzce de olabilirler. Otoyol üzerinde akaryakıt istasyonu, dinlenmek için park sahaları yer alıyor…
Düzce İstanbul ……215 km.
Tarihi
1390-800 yılları arasında Hitit medeniyetine dek uzanan tarihiyle Düzce, Batı Karadeniz`in tek antik kenti. 15. yüzyıldan buyana yerleşimlere ev sahipliği yapmış olan kenti, Bitinyalılar Devri, Roma ve Bizans Devri, Osmanlılar Devri, Cumhuriyet Devri olarak dört zaman diliminde incelemek mümkün olabilir. Şimdi bereketli topraklara yayılmış olan ilçelerde ne var ne yok bakarak gezimize başlıyoruz.
(Akçakoca, Kaynaşlı, Gölyaka`yı ayrı bölümler halinde sihirli tur`da bulabilirsiniz).

Konuralp
Antik şehir Hypius dağının güneyinde bulunan, Hypios (Melen) çayı ile tabak çayı arasında yer alan savunması kolay ve ovaya hâkim bir tepede kurulmuş. Şehrin tarihi M.Ö.3. yüzyıla (Helenisti çağ) a kadar iniyor. Antik kent bu dönemde yakınında ki melen çayından dolayı Hypia veya Hypios olarak tanınmaktadır. Şehir daha sonraki dönemlerde ise Kieros olarak ve ilk yerleşenlerin Bebrykler olduğu biliniyor. Antik kent hakkında en iyi bilgileri veren yazar Memnon`a göre Bithynia Kralı 1. Prusias M.Ö.2. yy da Kieros kentini zapt ederek Herakleialılar`dan alır, Bithynia topraklarına katar. İsmini de adına izafeten Prisias olarak değiştirir. Aynı ismi taşıyan Prusias adlı şehirden ayırmak için kente Prusias Pros Hypios (Hypios önündeki Prusias) denilmiş. Prusias pros Hypios kenti M.Ö.74 yılına kadar Bithyn hâkimiyetinde kalmış, sınırları bir taraftan Herakleia, diğer taraftan Prusa`ya (Bursa) kadar genişleten Bithynia krallığı hâkimiyetinde yaşayan antik kenti son Bithynia kralı 4. Nikomedas M.Ö. 74 yılında Roma krallığına bağışlar. Roma imparatorluğuna devredilen şehir, Latin kültürü etkisinde kalarak Prusias ad Hypium adını alır. Kentin nüfusu bu dönemde artmış, kente yoğun imar faaliyetleri başlamış, sosyal ve kültürel yapılar oluşmuş.

Şehir merkezi birçok sanat eseri ile süslenmiş. Bugün şehir surlarında, değişik yerlerde ve müzede sergilenen yazıtlardan antik şehrin önemine ait bilgiler ediniyoruz. Bu yazıtlardan birinde Roma imparatoru şehri ziyaret etti, imparator Caracalla 215 Nisanında şehirden geçti. Muhtemelen Caracalla çağına ait olan ve 5 yılda bir yapılan Augustus ve Antoninus şenlikleri ile ilgili bir kitabe ile Severius Aleksander şerefine dikilmiş bir şeref kitabesi şehrin önemini gösteriyor. Fransız arkeolog Georges Perrot`un ilim âlemine kazandırdığı kitabeye göre bu dönemde şehirde on iki phyle (kabile) vardı ve her phyle`nin phylarche denilen bir reisi olurdu. Bunların isimleri Tebais, Sebastene, Germanike, Sabiniane, Faustiane, Dionysias, Tiberiane, Prusias, Adriane, Megaris, Juliane Antoniane`dir. Roma çağı sonrasında imparatorluğun her yerinde olduğu gibi burada da M.S. 4. ve 5. asırda Hiristiyanlık gizli ve açık olarak yayılmaya başlamış, kentte Hiristiyanların sayısı artmış. Roma devrinin sonuna doğru bilinmeyen sebeplerden dolayı imparator 1.Theolosius (378- 395) Paphlogonia ve Bithynia eyaletlerindeki bazı şehirleri oğlu Honorius adına kurduğu Honorius eyaletine katmıştır. Prusias ad Hypium da bu yeni eyaletin içinde Claudiopolis ten sonra ikinci önemli şehir olarak yerini korumuştur. Prusias ad Hypium kenti Roma imparatorluğunun bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) sınırları içersinde kalmış. Bizans imparatorluğu zamanında gelişmesini sürdüren antik şehir daha sonra diğerleri gibi yavaş yavaş önemini kaybetmiş. Bağlık bahçelik olan şehir 1323 de Orhan Bey`in Komutanlarından Konuralp Bey tarafından alınarak Osmanlı topraklarına katılır. Bu tarihten itibaren Konuralp ili veya kısaca Konrapa olarak anılır. Konuralp Bey o sırada Düzpazar olarak anılan Düzce dâhil olmak üzere geniş bir bölgenin idarecisi olmuş, vefatından sonra Konuralp`te yapılan türbesine gömülmüş. Şehrin fethi sırasında Konuralp`in arkadaşlarından Ali Hamza Bey şehit olmuş. Türbesi Konuralp Belediyesinin Parkındadır. Konuralp halkı zamanla ovaya doğru yayılır ve çevreyi bağlarla donatırlar. Bu nedenle eski bağ anlamında Üskübü adı da diğer isminin yanında yer alır. Düzce iline bağlı bir belde konumunda olan Konuralp tarihin ayak izlerini bugünlere taşıyan bir kent olarak önemini koruyor.
Tiyatro
Prusias ad Hypium’un antik zenginliğini gösteren en önemli harabesi tiyatrosudur. Halk arasında 40 basamaklar olarak bilinen antik tiyatro İ.S 1. yüzyıla kadar yöreye hâkim olan Prusias döneminin sanatsal zenginliğini gösteren en canlı eserler arasındadır. Günümüzde sahnesi yıkılmış, oturma kademeleri ise yarı yarıya yok olmuş bir eser görünümünde tepenin üst kısmına yaslanmaktadır. Bu sebeple yarı daire planlı olması gerekirken, yarı dairenin iki ucu yanlardan kesilmiş, oturma kademeleri, yani gradenleryarı daireden daha kısa bir şekil almış. Güneye bakan tiyatronun uzunluğu100 metre genişliği 74 metredir. Beyaz sağlam ve mahalli güzel kalkerli taşlardan yapılmıştır. Çevresinde birçok yazıt bulunmaktadır. Üst kısımdaki oturma kademelerinin yarısı iyi korunabilmiş, Aslanpençeleri ile süslenmiş oturma kademelerini bölümlere ayıran yedi merdiven bulunuyor. Sahne binası büyük dikdörtgen şeklinde olan tiyatronun sağda ve solda bir koridora açılan kemerli geçitleri ile orkestranın bulunduğu bölüme geçiliyor. Kemerlerden yalnızca en sağdaki, yarı daire şeklinde ve örtülü olanı bugüne kadar ayakta kalmış. Sahnenin oturma sıraları önünün sonradan devşirme ya da tiyatronun kendi mimari elemanları ile yükseltilmiş olması gladyatör ya da vahşi hayvan kavgaları için kullanılmış olabileceğini düşündürüyor. Sahnenin önündeki üç büyük kemerli kapıdan ise sadece biri sağlam olarak duruyor. Cephede korniş altında büyük harflerle yazılı Yunanca kitabeden ise küçük bir parçası bugüne dek muhafaza edilebilmiş.
Köprü, Surlar, Su Kemerleri dönemim izlerini taşırken şehir merkezinin güneyinde Düzce`den gelen ana caddenin sağında Antik tiyatroya uzanan dar bir yol üzerinde atlı kapı olarak anılan bir atlı kapı bulunuyor. Sokağa da adını veren atlı kapının ikinci defa kullanılmış olan mahal bir taştan büyük bir lento su bulunuyor. Üzerinde at tasviri ve Yunanca bir kitabe bulunan taşın bir Prusias vatandaşı tarafından annesine mezar kitabesi olarak yapıldığı sanılıyor. 1931 yılında bulunan ve günümüzde İstanbul Arkoloji müzesinde sergilenen 2,60metre yükseklikteki Bereket tanrıçası Tyche`yi tasvir eden İ.Ö 4. yy da ki heykeltıraşlık okullarının tesiri altında İS 2. yy da yapılmış olan bu büyük heykelle birlikte bir de üzerinde 10 satırlık kitabesi bulunan heykel kaidesi ortaya çıkarılmıştır. Şehrin sembolü olan Tanrıça Tyche`nin sol eli çeşitli meyve toprak ürünlerinden meydana gelen bir bereket boynuzu tutmakta. Aynı kolu üstünde ise elindeki üzüm salkımı ile çocuk heykeli de yine aynı müzede sergilenmektedir. 1991 yılında Konuralp`in güneyinde ki bir tarlada Roma imparatoru Antonıus Pius`un (İ.S. 138- 161) büstü bulunmuştur. Büst Konuralp müzesinde sergileniyor. Sarafiye mevkiinde bulunan ve İ.S. 3. yy ait mermer çocuk heykeli de İstanbul Arkoloji Müzesine gönderilen eserler arasındadır. Konuralp`in batısındaki Tepecik nekropolünde 1937 yılında bulunan bir lahit Konuralp Müze bahçesinde görülebilir. Mermerden yapılan bu eser 1.20 yükseklik, 1.22 m genişlik, 2.47 m uzunluğa sahiptir. Lahitin tüm yüzeylerinde kabartma boğa başlarıyla birbirlerine bağlanan girlandlar içinde rozet ve insan başları işlenmiştir. Ön yüzde içinde kitabesi olmayan bir tabula ile altta aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunmaktadır. Lahit İ.Ö. 1. yy tarihlenmektedir.
Konuralp müzesi içinde ise birinci katta bölgede bulunan toprak ve metal eşyalar heykelcikler, ikinci katta silahlar, etnoğrafik değerler yöresel kıyafetler, gelin odası, ev mekânı cansız manken komposizyonları ile sergileniyor. Müzede 1789 adet arkeolojik, 456 adet etnoğrafik ve 3837 adet sikke olmak üzere toplam 6082 adet eser bulunuyor.
Konuralp gezimiz sırasında antik tiyatronun eteğinde Konuralp Cami ve yanında Konuralp Türbesi önünden geçerek Akçakoca yoluna girerken bazı sivil mimari örnekler estetik görünümleri ile dikkat çekiyor.
Çilimli
Düzce ilinin 15 km yakınında bulunan Çilimli yolu üzerinde yol alırken önümüze yine yemyeşil tepeler, halı gibi kaplı çim vadiler, kent yaşamı içinde bunalanlar için özlenen tabloları oluşturuyor. Geniş bahçeli köy evleri, köy yaşantısı, buraya yerleşme adına emeklilik hayalini körüklüyor. Yeni Vakıflar Köyü girişinde yer alan yöresel mimariye özgü cami ve çevresine yapılan çiçekli düzenleme mola verme arzusu uyandırıyor. Çilimli İlçesi merkezinden yukarı dönünce bu defa Yukarı Karaköy Köyünde bulunan Şeyh Müslahaddin Türbesi`ne gelmiş oluyorsunuz. Cami yanındaki güller ve çeşitli çiçeklerle bezenmiş türbeye iki taraflı merdivenle çıkılıyor ve ziyaret ediliyor. Türbe içinde Büyük Evliya Müslahaddin Hazretleri, Şeyh Müslahaddin Hazretlerinin oğlu Şeyh Ali Efendi, Şeyh Ali Efendinin oğlu Şeyh Abdülşekür ve Şeyh Ali, Şeyh Hasan Efendi, sandukaları bulunuyor.
Yukarı Karaköy Camin arka bahçesinde Yabalı dede ve köyün yakınında Çoban dede Türbesi bulunuyor.
Cumayeri
Çilimli`den ayrılıp Cumayeri`ne doğru gidiyor ilçe merkezinde 3 km sonra Dokuz değdirmen Köyüne geliyoruz. Köy, içinden geçen akarsular üzerine kurulmuş su değirmenlerinden dolayı bu isimle anılıyor ama günümüzde değirmenlerin ancak üç tanesi çalışıyor. Ahşap barakalar içinde yıllara ve teknolojiye meydan okuyan değirmenlerinin garip bir çekim gücü hissediliyor, merakınıza yenilip önce dışından bir kolaçan edip sonrada içine giriliyor. Sular aktıkça ağır ağır dönen değirmen taşı altında un ufak olan mısır tanelerini ve sırada bekleyen mısır çuvallarını görüyorsunuz. Hiç acelesi yokmuş gibi görünüp değirmen taşının dönüş hızına razı değirmenci, bir taraftan değirmen gıcırtısı dinliyor, hem de gün boyu aralıklarla yaptığı şekerlemesine devam ediyor. Sular akıyor, değirmen taşı dönüyor, altına dökülen daneler un olup geldikleri çuvallara doluyor, traktörlerle taşınıyorlar. Bu monoton çark böyle dönüyor, değirmencinin saçları burada ağarıyor!
Köy meydanı klasiği kahve, konukların olduğu kadar köy ihtiyarlarının da toplantı yeri. 700 yaşında olduğu tahmin edilen ve gövdesini tarif etmeye kelime bulmakta güçlük çekilen çınar ağacı, içinin boşalıp geniş bir oda olmasına rağmen Melen Çayının suyu ile hayatına devam ediyor. Eski evler, karşılıklı nispetleşen su değirmenleri arasında bulunan Rafting Tesisleri meydana hayat veren bir başka mekân. Pencereye kolunu dayamışçasına çayın kıyısında hizmet veren balkonlu restoran Melen Çayını seyrediyor. Toprak rengi hâkimiyetinde yemyeşil bitki dokusu arasında boz bulanık akan Büyük Melen, kıvrımları, akıntıları, küçük şelaleleri ile raftingcilerin son beş yılda dikkatini çekmeyi başarmış. Doğaya karşı zafer kazanmayı zevk haline getirenlerin gözde sporu rafting severler, özellikle hafta sonları botlarını depolardan çıkarıp köprü altından başlıyorlar kürekleriyle Melen Çayı ile mücadeleye.
Gümüşova
Düzce`ye 19 km uzaklıkta bulunan ilçe içinden geçen yolun iki yanında yer alan kent mimarisi ile dikkat çekiyor. Gümüşovalılar ilçeye yeni kazandırılmış olan oyun bahçeli estetik parkta yorgunluk atıyorlar. Gümüşova içinden geçen yolun üzerinde ilk uğrak noktamız Selamlar Köyü Çeşmesi oluyor. Cami köşesinde yer alan çeşme, üzerinde eski Türkçe yazılı kabartmalar taşıyor. İbrahimağa olan köyün eski ismi Büyük Önder Atatürk tarafından Selamlar Köyü olarak değiştirilmiş. Köyden Düzce`ye doğru giderken yolun sağ tarafında yemyeşil tepeler, meşe ve çınarlardan oluşan ulu ağaçlar ve iç açıcı bir hava ile karşılaşıyoruz.
Gümüşova`nın piknik yeri olarak değerlendirilen doğal klimalı mesire alanında, mazisi 350 – 400 yıl öncesine dayandığı belirtilen Çaybüker Dede Koru Türbesi ve yanı başında Dede Koru Camisi bulunuyor.
İlçe merkezinden 4 km uzaklıktaki Ada Köyü, Çay bükü arası Eski Büyük Melen Köprüsü mimarisi ile dikkat çekiyor etrafı doğal kır çiçekleri ile kaplı, toprak renkli Büyük Melen amatör balıkçılığa sportif amaçlı kullanılıyor.
Yığılca
Düzce`den çıkıp Akçakoca yönüne devam ederken sağ tarafta ayrılan yol, bizi Düzce`nin bir başka ilçesi Yığılca`ya götürüyor. Fakat ilçe merkezinden önce, bizi şaşırtıcı olduğu kadar hayranlık uyandıran, gözümüzü, gönlümüzü açan güzellikte bir doğa harikası Hasanlar Barajı su toplama havzası karşılıyor. Göze sığmayan büyüklükte ve güzellikte ki göl, her kıvrımından, her yüksekliğinden değişik manzaralar, pastoral lezzetler sergiliyor. Göle paralel devam eden kaliteli yol, ara sıra göl kıyısına dek iniş müsaadesi verirken bazı ailelerin bu imkânı değerlendirerek kıyıda piknik yaptıkları görülüyor.
Her yıl düzenlenen yelken yarışları bir yana, Hasanlar baraj gölü zengin balık kaynakları ile amatör olta balıkçılığı için uygun sahilleri ile de dikkat çekiyor. Barajın bitimine doğru en uzak köşesinde yemyeşil tepelerden yürüyerek veya aracınızla balık tutacağınız kıyıya kadar iniyor, kimseye bir kuruş ödemeden balıkları tutuyor, ruhunuzu dinlendiriyorsunuz. Baraj gölünün yüzeyine düşen yansımalara ve gün batımında asil ışıklarla yıkanan manzarayı seyretmeye doyum olmuyor.

Yığılca’dan Yedigöller’e
Yığılca, Saklıkent Şelalesi, Sarıkaya, Gökçekaya Mağarası gibi daha birçok bilinen doğa güzelliğine sahip, şimdi de ilçe merkezinden ayrılarak şiirsel güzellikte bir güzergâhtan bir başka cennete, kısacası yılların klasiği Yedigöller Milli Parkına kadar gidiyor yol boyunca ne var ne yok bakıyoruz.
Profesyonel haritalarda manzarası güzel yollar yeşil hatla belirtiliyor. Yığılca, Yedigöller yol ağı da bunlardan birisi. Yeşil renge doyacağınız bu güzergâhta belirgin özellik yöresel köy evleri, ekili alanlar, ürünleri kuşlardan korumak amacıyla konulmuş esprili korkuluklar, koyun, kuzu sürüleri, zengin flora, zengin fauna (Hayvan varlığı) olarak özetlenebilir. Bu yolu tercih etmemizin bir başka nedeni ise özellikle İstanbulluların en kısa tatillerinde bile huzur sığınağı olarak gördükleri Yedigöller`e klasik yoldan değil, farklı bir rota`da yol alırken farklı ortamları tanıyabilmek. Eğer aceleniz yoksa otoyolu kullanmak yerine kent yaşamını üzerinizden sıyırıp atmak isterseniz, geze geze bu güzergâhı kullanabilirsiniz.
Yığılca merkezi bir cami ve yanı başında çeşmesi, arka tarafında yeni yapılmış bir dinlenme parkı, binalar, evler arasında geçilince, doğa ile baş başa kalıyorsunuz. İlk köy olan Yağcılar sağınızda yer alıp, sırayla dizili saman depoları, köy evleri, tarım arabaları, köy fırını gibi tipik yaşantılara şahit oluyorsunuz. Yörede alabalık üreten bir restoran hizmet veriyor. Çınar, kavlan, kayın, çam, meşe ağaçları gölgesinde devam ettiğiniz yolda, cılız bir dere yol boyunca size eşlik ediyor. Beraberinizde piknik malzemesi varsa su kenarı ağaç gölgeli adım başı uygun alanlar buluyor, su ve kuş sesine kendinizi teslim edebiliyorsunuz. Yolun devamında köprü ile karşılaşıyor, sola Karakaş, Yedigöller yoluna giriyorsunuz. Yol, küçük bir köprüyle derenin solundan sağına geçip devam ediyor. Amatör yön tabelalarının çoğu ağaç gövdelerine asılmış güzergâh, fındıkçıların korunakları, bağ evleri ile göz okşuyor. Yükseklerde uçan doğan, şahin, akbaba gibi kuşlar ilginizi çekiyor, uzak da olsalar fotoğraflamak istiyorsunuz. Yine bir köprü yine ikiye ayrılan bir yol ile karşılaşıyor, sol yönü takip ediyorsunuz. Yol bu defa sizi Karataş Köyü içinden geçirip tepelere çıkartarak karşıdan ve yükseklerden seyir imkânı veriyor. Koyun sürüleri, kademelerle sıralanan gölgeli tepeler, Yoğun Pelit Köyüne dek uzanıyor. Bir zamanlar kervan yolu olup, günümüzde define arayıcıların da ziyaret ettiği, sert inişli kaya yapısıyla ilgi çeken Ayıkaya, Kapıkaya yı uzaktan görüp, Yaylatepe, Mengen gibi köyler arasından Yedigöller`e ulaşıyorsunuz.
Yolun büyük bölümü asfalt toprak bölümlerde var. Çevreyi görerek gidebilmek için gündüz yolculuğu tercih sebebi olabilir, yakıt ikmali yol öncesi yapılmalı. Hız yapılmamalı.

Düzce El Sanatları
Düzce Kooparatifcilik ve El sanatları Eğitim Merkezi Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalarla ustalar nezaretinde yetişen öğrencilerin yaptıkları çeşitli objeler hayranlık uyandırıyor. Kayın, Çam, meşe ve ceviz ağaçlarına ustalıkları ile yepyeni boyutlar kazandıran ağaç işleme ustaları inanılmaz tasarımlar uygularken sedef kullanarak yaptıkları dolap, masa sehpalar kadar, değerli doğal taşlardan, kıymetli madenlerden yapılan takılar ve süs objeleri de beğeniliyor. Koltuk ve sandalyeler oyna büro masaları, komodin, makyaj aynası, paravan, etajer, gazetelik, kabartma resimler, çerçeveler ve oyma sandıklar, kütüphane, ağaç hayvan figürler örneklerini satın alabiliyor veya sipariş verebiliyorsunuz.



























































































