Ağva Kaçamağımız
Son anda karar vererek yağmurlu bir pazar sabahı Ağva`ya doğru çıktık yola… İyiki de çıkmışız çünkü bu yol serin bir İstanbul sabahında başlayıp muhteşem Karadeniz köylerinin içersinden geçerek bize unutulmaz bir Pazar günü yaşatacaktı. Nitekim öyle de oldu. Durduğumuz ilk köyde halikulade bir kahvaltı ve sıcak sohbetlerle ilk durağımızı geçirdikten sonra kıvrıla kıvrıla geçeceğimiz yollar bizi bekliyordu.
Motorlarımızın hızını en fazla 70km/h`ye ayarladıktan sonra yolun tadını çıkarmaya başladık. Derken güneş bulutların arasından yüzünü gösterdi. Aslında ortam ve yaptığımız şeyler o kadar güzeldi ki biz yağmurla da dost olmuş ona alışmıştık. Yani razıydık o havaya… Bizim bu fedakarlığımızı duyan doğa bize cömertkarlığını güneşiyle sundu.






Ağva yolu üzerinde bize rehberlik eden Faik abimiz çevreyi tanımamıza oldukça faydalı oldu. Yoldan geçerken bize güzellikleri fark ettiren abimiz o güzellikleri daha yakından görebilmemiz için motorlarımızı ve bizi bolca dinlendirtti. Yol hiç bitsin istemiyorduk ve derken Ağvaya geldik..
Deniz fazla dalgalı idi. Tekrar koyulduk yola Sahil şeridinden Şile yoluna girdik. Şahsen Ağva`dan çok yol üzerindeki bakılmaya doyulmayan kasabalardan etkilendim. Ortak karar vererek beğendiğimiz en güzel koyda durarak deniz molamızı verdik. Çok geç olmadan Şileye doğru yine kıvrıldık..

Şile`de teknede nefis bir balık ve ardından da güzel bir kafede yer minderlerinde dondurmalarımızı yedikten sonra İstanbul`a doğru yola çıktık. Trafik o kadar yoğundu ki neredeyse İstanbul`a kadar kuyruk vardı. E tabi motorlu olmanın nimetlerinden bir tanesi de bize trafiğin her zaman açık olması idi :) Gerek gidiş gerekse dönüş yolumuzdaki güzellikleri yaşamamıza vesile olan Faik abiye ve geziye katılan Sözer ile sevgili eşim ve kendime teşekkür ediyorum… :)
